Kayıtlar

Kur'an etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİLMEDİĞİN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME

BİLMEDİĞİN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME “Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme. Çünkü işitme, görme ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra/36) İnsanoğlu, sorumlu bir varlıktır. Dünyaya başıboş ve anlamsız olarak gönderilmemiş ve kendi hâline de terk edilmemiştir. İnsan her yaptığı iyi fillerinden dolayı ödüllendirilecek, kötü davranışlarından dolayı da hesaba çekilecek bir varlıktır. İnsan ahsen-i takvimde yaratılmış, iyilikle kötülüklerin neler olduğu kendisine bildirilmiştir. İnsan bu bakımdan nelerin sorumluluk getireceğini ve nelerin de kendi aleyhine olabileceğini bilme imkânına sahiptir. Dolayısıyla bilmediğini iddia ederek yaptığı yanlış davranışlardan dolayı ahiret gününde hesaptan kurtulması mümkün değildir. O bakımdan ayette de işaret edildiği gibi bilmediği şeylerin peşine düşmemesi, onlara dayanarak hüküm vermemesi gerekir. Kişinin davranışlarını gözetleyen, söylediği hiçbir sözü kaçırmadan kaydeden, işlediği fiillerini yazan melekler bulunmaktadır (Kaf/17). “Lâ taqfu...

BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ

  BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ “Muhakkak ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16) Bu ayet, Allah’ın kudretini, ölümden sonra dirilişi ve insanın hesap vereceğini vurgulayan Kaf Suresinin bir parçasıdır. 16. ayet, Allah’ın insan üzerindeki ilmini ve gözetimini en güçlü şekilde ifade eden cümlelerden biridir. "Biz insanı yarattık": Ayet, insanın Allah’ın doğrudan yaratmasıyla var olduğunu belirtiyor. Bu, Allah’ın insanı maddi ve manevi boyutlarıyla tanıdığı anlamına gelir. "Nefsinin ona fısıldadıklarını biliriz": Buradaki nefsin fısıldadıkları, insanın iç alemindeki düşünceler, niyetler, korkular ve arzularıdır. İbn Kesîr’e göre bu, “İnsan henüz niyetini dillendirmeden, Allah onun içinde düşündüğünü bilir” anlamındadır. Bu vurgu, sadece dış davranışların değil, iç niyetlerin de ilahi gözetim altında olduğunu hatırlatır. "Biz ona şah damarından daha yakınız": ...

DÜNYA MAĞARASI

  DÜNYA MAĞARASI Ayet mağaradakiler için 'Sen onları uyanık sanırsın lakin onlar uyuyorlar' (Kehf/18)  diyerek görünen ile hakikat arasındaki farka dikkatimizi çekiyor. Ardından  'biz onları sağa ve sola döndürürüz'  diyerek daha farklı bir konuya işaret ediyor. Uyuyan insanın çeşitli tarzlarda hareket ettiğine şahit oluruz, iradesiz bir şekilde sağa sola dönmek gibi birtakım fiilleri uyuyana izafe ederiz. Halbuki Allah mağarada uyuyanların iradesiz fiillerini kendisine izafe ederek 'biz döndürürüz' diyor. Platon mağarada kalan insanın akıl yoluyla aydınlanmasını anlatır. Tabi ki mağarada başlayan farkındalığın mağarada çıkış ve dönüş senaryosuyla anlatılır. Bizim mağaramız kuşatılmışlıktır. Alegoriye göre bazı insanlar karanlık bir mağaraya zincirlenmişlerdir ve bu insanlar başlarını sağa ve sola çeviremezler sadece karşılarındakini görebilmektelerdir. Doğuştan beri bu mağarada bulunan insanlar mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini görür ve...

DEVRİMCİ VE DİRENİŞÇİ TEOLOJİ

         DEVRİMCİ VE DİRENİŞÇİ TEOLOJİ Kur’an’ın iki asli mesajı vardır:  Tevhid ve adalet: Tevhid, yalnızca bir metafizik hakikat değil; toplumsal, ekonomik ve siyasal tahakküm biçimlerine karşı bir özgürlük bildirisi olarak okunmalıdır. Adaletin inşası, zulme karşı direniş ve insanın özgürleştirici öznesi olarak okunmalıdır. Kur’an yalnızca bireysel dindarlığı değil; kolektif sorumluluk, hak mücadelesi ve adalet bilincini inşa eden bir metin olarak ele alınmalıdır. Tevhid, her tür beşeri mutlaklaşmanın reddidir. Kur’an’da Firavun tipi iktidar tasviri, Tanrı’nın adaletinden kopuk otoritelerin ilahlaştırılmasına karşı köklü bir eleştiridir. ( Kasas/4,  Şuara/38) Kur’an’da yer alan “mustazaf” (ezilmiş) kavramı, sadece tarihsel bir tanım değil; her çağda mazlumdan yana bir ilahi pozisyon alışın teolojik ifadesidir (Nisa/75). Kur’an, siyasal yapının istişareye (şura) dayalı olması gerektiğini vurgular (Şura 38), malın toplumun geneline yayılması...

“REVASİ” DAĞ DEĞİL, SABİT “AĞIRLIK”TIR

  “REVASİ” DAĞ DEĞİL, SABİT “AĞIRLIK”TIR Arapça’da  dağ “cebel” dir. Çoğulu dağlar  “cibal” dir. Kur’an’da hem  “cebel”   (Haşir, 59/21),  hem de  “cibal”  (Amme, 78/7)  kelimesi kullanılmıştır. “Revâsiye”  kelimesi ise Kur’an’da yalnız çoğul olarak  “revasî”  ve  “râsiyât”  şeklinde kullanılmıştır. Bu kelimenin fiili  “resâ-yersû”  olup bir şeyi bir yere sabit kılmak, perçinleştirmek manasına gelir.  Sözlük anlamı itibariyle bu kelime dağ için kullanılmaz.  Nitekim Kur’an’da yer alan   “ve’l-cibale ersâhâ”   (Naziat, 79/32)  ayetinde  "cibal"  kelimesi,  “revasî”  kelimesinin  -if’al babından - fiili olan  “ersâ”  ile birlikte kullanılmıştır. Manası  “Yerin dağlarını oturttu / sabitleştirdi.”  şeklindedir. Bu kelime 9 ayette isim olarak çakılı büyük kara parçası olarak kullanılmaktadır. Diğer iki ayette ise çakma fiili olarak k...

ZÜMER SURESİ 3. AYET NE SÖYLER

  ZÜMER SURESİ 3. AYET NE SÖYLER Zümer/3: İyi bil ki halis din yalnızca Allah'ındır. O’nun peşi sıra evliya edinenler: “Biz onlara, bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” derler. Allah ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecektir. Allah nankör olan yalancıyı hidayete ulaştırmaz. Allah'ın peşi sıra, kendilerine zararı ve yararı olmayan şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” derler. De ki: “Siz Allah'a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, ortak koştuklarından münezzeh ve çok yücedir.” (Yunus/10) Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap vermeyecek şeylere yakarandan daha sapkın kimdir? Oysa onlar, bunların yakarmalarından habersizdirler. (46/5) Kitabın korumadığı din zamanla kirlenir. Kur’an öncesi din kirlenmiş bir alandı. Bunu Allah’a halis kılmanın yolu , ilk iki ayetle (Zümer/1-2) birlikte anlatılmıştır. Dini Allah’a/kitaba halis kılanlar, anc...

AHZAB 56. AYETTEKİ SALATIN ANLAMI

  AHZAB 56. AYETTEKİ  SALATIN ANLAMI Kur’an’da geçen çok anlamlı bir kelimenin hangi anlama geldiğini tayin eden iki önemli unsur vardır. Birincisi kelimenin siyak-sibakı yani bağlamı, ikincisi de Kur’ân’ın bütünlüğüdür. Kelimelerin muhtemel anlamları arasında hangisinin kastedildiğini ortaya koymak araştırma gerektirmektedir. Aḥzab suresinin 56. ayetinde tek bir cümlede ve bir fiille geçen salât kelimesinin Allah için başka melekler için ve müminler için başka anlam ifade ettiğini söylemek de tamamen yorumdan ibarettir. Birden fazla anlamı olan müşterek bir kelimenin farklı yerlerde bağlamından dolayı farklı anlamlarda kullanılması elbette kabul edilmektedir. Ancak burada geçen ifadenin üç farklı anlama aynı anda geldiği söylenmektedir. Ayette Allah’ın ve meleklerin Nebî’ye salât ettikleri ifade edildikten sonra müminlere de siz de ona salât edin ve ona tam bir teslimiyetle teslim olun denilmektedir. Salât emri müminler için ona “salât okumak” şeklinde anlaşılabilir ancak A...

KUR’AN KENDİNİ TEFSİR EDEN BİR KİTAPTIR

  KUR’AN KENDİNİ TEFSİR EDEN BİR KİTAPTIR Bakara/55:   Hani: “Ey Musa! Biz Allah’ı apaçık görünceye kadar sana inanmayacağız.” demiştiniz de bunun üzerine bakıp duruyorken sizi yıldırım çarpmıştı.   56. Sonra, şükredesiniz diye sizi ölümünüzün ardından dirilttik ( بعث ). Ayette ölüm ve ba’s hakiki olduğu [1] yönünde fikir beyan edenler olduğu gibi, ölümün baygınlık ba’sın da ayılmaktan ibaret olduğu [2] yönünde görüş bildirenler de olmuştur. Konunun farklı yorumlanmasına sebep olan ayetteki sâika ( صاعقة ) kelimesine verilen anlamdan kaynaklanmaktadır.   Bu kelimeye “yıldırım çarpması” veya “yüksek ses” anlamı verilmektedir. Kur’an’da yüksek ses anlamındaki kelime “sayha” ( الصَّيْحَةُ ) dır. Musa sözleştiğimiz vakitte geldiğinde, Rabbi onunla konuşunca, “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım!” dedi. (Allah) “Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde durursa, o zaman beni görürsün!” dedi. Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa...

SAHABENİN KUR’AN TASAVVURU

SAHABENİN KUR’AN TASAVVURU   Sahabe neslinin üretkenliği ve bereketi Kur’an’ı hayata geçirmek maksadıyla okumalarıydı. Onlar, kültürlerini ve bilgilerini artırmak, sadece başkalarına anlatmak için Kur’an okumuyorlardı. Seyit Kutub’un tabiriyle aldığı emri yerine getiren bir ordu gibi okuyorlardı. Sahabeler Kur’an’ı gerektiği gibi okuyup içselleştirdiklerinden dolayı “Yürüyen Kur’an” lar vasfını almışlardı. Hz. Peygamberin yakın çevresindeki sahabe, bizim gibi Kur’an metnini inceleyerek değil bizatihi yaşayarak anlamaktadır. Kur'ân'ın ilk muhatabı ve onun inişine şahit olan ashabın, Kur'ân karşısındaki duruşları, onu okuyup anlamaları ve Kur’an tasavvurları bizler için çok önemlidir. Çünkü yeniden bir Kur’an neslinin inşası için bu gereklidir. Kur'ân, öncelikle onların problemlerine çözüm üretmek, sorularına cevap vermek üzere onlara inmiştir. Kur'ân'ın pratiği olan Hz. Peygamberi izlemişler. Allah'ın, Kur'ân’la kendilerinden istediğini yerine getirebilm...

KUR'AN'I ANLAMAK NE ANLAMA GELİR?

KUR'AN'I ANLAMAK NE ANLAMA GELİR? Kur’an, dinin tek kaynağıdır. İslam’ın tarih boyunca insanlığa ilettiği tevhit mesajının taşıyıcısı konumunda olan Kur’an’ın anlaşılması İslam’ın ve insanın anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır. Kur’an’ın anlaşılması meselesini bir çatışma, kamplaşma ve polemik konusu haline getirmek suretiyle Kur’an hakkında açık ve yeni anlam dünyalarının önüne geçmek, İslam’ı ve insanı kısırlaştıran ve verimsizleştiren bir sonuç doğurmaktadır. Hidayet ve şifa kaynağı olan Kur’an’ın, insan tarafından anlaşılması gerekmektedir. Kur’an, anlaşılmak için var olan bir kitaptır. Kur’an’ın anlaşılması için bütün insani yeteneklerimizi seferber etmek lazımdır. Kur’an’ın anlaşılmaması için göbeğini çatlatırcasına işi yokuşa sürmeye kalkmak, insanı Kur’an’a değil, sapkınlığa götürmektedir. Kur’an’ı anlayacak olan özne, ona muhatap olan bireydir. Bireyin derinlikli ve nitelikli bir şekilde Kur’an’ı anlaması için gayret göstermesi, çok değerlidir, gereklidir ve ...