Kayıtlar

Analiz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İSLAMİ DİLİN YOZLAŞMASI ÜZERİNE

  İSLAMİ DİLİN YOZLAŞMASI ÜZERİNE Dil, bir düşünce dünyasının hem taşıyıcısı hem de kurucusudur. İslam düşüncesinde dil yalnızca iletişim aracı değil; vahyin muhatap olduğu, anlamın inşa edildiği ve ahlâkın somutlaştığı bir zemindir. Kur’an’ın nüzulüyle birlikte Arapça, yalnızca kelimelerden oluşan bir yapı olmaktan çıkmış; kavramlar, değerler ve yönlendirici ilkelerle yüklü bir anlam sistemi haline gelmiştir. Ancak tarihsel süreçte bu anlam sisteminin aşınmaya uğradığı, İslami dilin kavramsal derinliğini yitirdiği ve giderek biçimsel bir söyleme dönüşmüştür. Bu yazıda, İslami dilin yozlaşmasını nedenleri, görünümleri ve sonuçları ele alınacak. 1. İslami Dil Nedir? İslami dil, sadece dinî terimlerin kullanımı değildir. O, vahyin inşa ettiği anlam dünyasında şekillenen bir kavram dili dir. Kur’an’da geçen iman, küfür, takva, adalet, zulüm, merhamet, salih amel gibi kavramlar; sözlük anlamlarının ötesinde, ahlâkî ve ontolojik bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle İslami dil, kelim...

DİNİ İLİMLERLE İSLAMIN BAŞINA GELENLER

  DİNİ İLİMLERLE İSLAMIN BAŞINA GELENLER   Dini(!) ilimlerden herhangi birinin tarihini sadece o ilmin sınırları içinde yazmak her zaman eksik bir yazım olacaktır. Aslında bütün manzarayı bilmeden manzaranın bir köşesini yorumlamak bizi her zaman doğru sonuca ulaştırmayabilir. Düşünce, duygu ve davranıştan oluşan Kuran’daki dini bütünlüğü, kelamcılar “kuru akılcılığa” hadisçiler “nakilciliğe”; fıkıhçılar ahlaktan kopan (hile-i şeriyye/kitabına uydurma) ve kılı kırk yaran “şekilciliğe” ve tasavvufçular duygularda boğulmaya (aşk, fena, hulul…) dönüştürerek parçalamışlardır.  Bu duruma Kur’an’da baştan sona kadar işleyen insan ruhunun bütüncül işlevleri (düşünce, duygu ve davranış) birlikte dikkate alınmamasından düşülmüştür. Fıkıh Hz. Peygamber hayattayken dinin kaynağı Kur’an’dı. Sahabe devrinde ahkâmla ilgili ayetler sahabe tarafından tefsir ve izah edildi.  Sonra müçtehit imamlar fıkıh meselelerini yazmaya başladı ve büyük müçtehitler ortaya çıktı. Bu devi...

MÜSLÜMANLARI FELÇ EDEN DÜŞÜNCE KRİZLERİ

  MÜSLÜMANLARI FELÇ EDEN DÜŞÜNCE KRİZLERİ   Müslüman dünyasını "felç eden düşünce krizleri" konusu, hem tarihsel hem güncel birçok boyutu olan, derinlikli bir meseledir. Bu krizler, bireylerin düşünce üretimini, toplumsal gelişimi, dini anlayışı ve siyasal yapıları etkileyen ciddi zihinsel ve kültürel durgunluklara işaret eder. Aşağıda bu krizlerin bazı temel başlıkları şunlardır. 1. Vahiy-Rivayet Gerilimi Müslümanlar akıl-vahiy ve rivayet-gelenek arasında sağlıklı bir denge kuramamışlardır. Ya akıl tamamen dışlanarak taklitçiliğe düşülüyor ya da nakil reddedilerek sekülerleşme eğilimleri ağır basıyor.   Her Müslüman düşünmeye, anlamaya ve yorumlamaya ehildir. Akıl, vahyin düşmanı değil; onun taşıyıcısıdır. Bu da dinî metinlerin modern sorunlara yönelik yorumlanamamasını netice veriyor. Kur’an, Müslümanlar için en yüksek otorite olarak kabul edilir; ancak rivayetler pratikte çoğu zaman aynı ya da daha yüksek bağlayıcılık kazanmıştır. Bu durum, insanların h...

SÜRÜLEŞ(TİR)ME

SÜRÜLEŞ(TİR)ME İslam siyasetinde “çoban-sürü ilişkisi” kavramı, hem siyasi hem de ahlaki bir metafor olarak önemli bir yer tutar. Müslümanların tarih boyunca "sürüleştirilmesi" (yani eleştirel düşünceden uzaklaştırılması, itaatkâr ve edilgen hale getirilmesi) meselesi; dinî, siyasi, kültürel ve toplumsal faktörlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir konudur. Bu soruya cevap verirken ideolojik genellemelerden kaçınarak ama eleştirel bir perspektifle yaklaşmak önemlidir. Mâverdî, El-Ahkâmü’s-Sultâniyye’de “Halifenin görevi adaleti tesis etmek, dini ve dünyevi düzeni korumaktır. Yönetici bir “raî”dir (çoban) ve “ümmet” onun sürüsüdür.” demektedir. Hz. Peygamber Sonrası Siyasi İktidarın Ele Geçirilmesi Hz. Muhammed’in vefatından sonra halifelik makamı üzerinde çıkan tartışmalar (Sıffin Savaşı, Kerbela gibi olaylar), İslam toplumunu derinden etkiledi.  Bu dönemde, Saltanat dine sızdı.  Emevîler ile birlikte halifelik, dinî bir görev olmaktan çok siyasi bir saltanat haline geldi. Hal...

İNSANLAR DİNDEN NİÇİN UZAKLAŞIR?

  İNSANLAR DİNDEN NİÇİN UZAKLAŞIR? Kur’an, farklı düzeylerdeki insanların aklına, vicdanına ve ruhuna hitap eder. İmanın baskı ve zorlama ile değil kişinin imana kendisinin hür iradesiyle sahip olmasını hedefler. Vahyi kabul etmeleri için muhataplarını düşünmeye çağırarak ikna metodunu benimser (Nisâ 4/82; Mâide 5/104; Sebe 34/46). Yanlışta ısrar edenlerin ve inkâr edenlerin de bulunacağı belirtilir (En’âm 6/7, 11, 124). Ancak bu kimseleri yerer. İnsanın doğasında dindarlık eğilimi ve duygusu vardır. Dini yapılar, dindarlığın kendilerinin nüfuz alanları olduğunu, bu alanda söz söyleme ayrıcalığının sadece kendilerine ait olduğunu iddia ederler. Dindarlığı kendi tapulu arazileri olarak görürler. Ezber bozan veya Kur’an’a dayalı bir dindarlık sergileyenleri de kâfirlikle suçlarlar. Dini yapılar, kutsal adına konuştuklarını iddia ederek insanların duyguları ve düşünceleri üzerinde vesayet kurmanın peşindedirler. Dini yapılarda Allah konuşmaz. Allah’ı kendi adına konuştururlar. A...

DİNİN (İSLAM’IN) GELECEĞİ

DİNİN (İSLAM’IN) GELECEĞİ Gelecek hakkında konuşmak için yakın veya uzak geçmişe bakmaktan doğan bazı genellemelere dayanmak gerekmektedir. Hatta bunda bile önceden kestirilemez birçok şey söz konusudur. Geleceğe dair tahminler, ya geleceği inşadır ya kurgudur ya da geçmişteki verilere bakarak geleceği sosyolojik olarak yorumlamaktır. İnsanlığın geleceğinde dinin ne olacağı ve gelecekteki dinin ne olacağı büyük bir soru olarak karşımızda durmaktadır. İnsanlığın dini tecrübesi ışığında insanların ve toplumların inançlarıyla kurduğu ilişkinin sürekli olarak değiştiğini görüyoruz. Dinle ilişkilendirilen kurumlar, kaynaklar, kişiler, semboller, ritüeller sürekli bir değişim içindedirler. Dinin geleceğine dair bir tahminde bulunabilmek yüzde yüz tutmayabileceği gibi, gelecekteki dinin hiçbir şekilde geçmiştekinin aynısı olmayacağını söyleyebiliriz. Gelecekte dini alanda hiçbir şey, eskisi gibi olmayacaktır. Dinin, gelecekte yoluna devam edebilmesi için yeni hikâyeye ihtiyacı vardır. Yani Hz...

İSLAM DÜNYASINDA ÜRETME NEDEN YOK?

  İslam Dünyasında Üretme NEDEN YOK? Bilim ve teknoloji üretme, insanların yaşam koşulları, merak ve güç istenci ile ilgili bir sorundur. Güç istenci var ama halkı reaya (sürü) görüp koyun gibi gütmek için var. Doğal iklim koşulları ve yaşama müsait olan coğrafyalarda insanlar, bu tür faaliyetlerle fazla ilgilenmez. Akdeniz Kuşağı ve büyük nehirlerin etrafındaki verimli topraklarda yaşayan toplumlar bunun tipik bir örneğidir. Kıta Avrupası ve İngiltere’de ise durum böyle değildir. İklim koşulları, coğrafya ve bitki örtüsü, alternatif kaynakların bulunmasını zorunlu kılmıştır. Bunun için bilim-teknoloji ve bunların ürünü endüstri devriminin Avrupa’da çıkması, tesadüf değildir. Yani ihtiyaçlar, insanları keşfetmeye zorluyor. Konfor insanı tembelliğe sürüklüyor. Diğer bir hususta, halkların genel seciyesi ve karakterleridir.   İslam dininin tarihi süreç içinde taşıyıcısı ve koruyucusu olan Araplar ve Türklerin karakterleri meselesidir. Araplar deve, hurma ve ticaret yapma ile...