Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HADİD SURESİ 20-21. AYET YORUMU

  HADİD SURESİ 20-21. AYET YORUMU   20.       Bilin ki dünya hayatı ancak oyun, eğlence, süs, kendi aranızda bir övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bir yağmur örneği gibi: Onun bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra da çer çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap veya Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ancak aldatıcı bir yararlanmadır. 21.       Rabbinizden mağfiret ve cennet için yarışın ki onun genişliği yerle gök kadar olup, Allah’a ve resullerine iman edenler için hazırlanmıştır. Bu, Allah’ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. *** Hadid SUresi 20. ayet, insan psikolojisinin en temel yanılgılarından birini çarpıcı bir metaforla ortaya koyar. Ayette dünya hayatı; “oyun, eğlence, süs, aranızda övünme ve mal-evlat çoğaltma yarışı” olarak tasvir edilir ve ardından yağmurla büyüyüp s...

MANEVİYATIN BAYAĞILAŞMASI

  MANEVİYATIN BAYAĞILAŞMASI Maneviyat, en çok konuşulan ama en az anlaşılan kavramlardan biridir. Herkesin dilinde dolaşan bu kavramın neye karşılık geldiğini, neyin maneviyat sayılıp neyin sayılmadığını açıkça ortaya koymak artık bir zorunluluktur. Çünkü maneviyat, ibadetlerin, duaların ve ritüellerin alışkanlık halinde tekrar edilmesi değildir. Maneviyat, insanın anlam derinliklerine yönelerek kendine, hayata ve doğaya doğru bitmeyen bir iç yolculuğa çıkmasıdır. Bugün maneviyat, anlamını büyük ölçüde yitirmiştir. Yüzeysel söylemler ve hamasi yaklaşımlar maneviyatı bir imajdan ibaret hale getirmiştir. Derinliği boşaltılan maneviyat, artık çoğu zaman bir duygusal tatmin aracı ya da sosyal, siyasal ve dinsel statü kazanma mekanizması olarak kullanılmaktadır. Bu haliyle maneviyat, hakikat, hürriyet ve anlam arayışına hiçbir katkı sunmamaktadır. İnsanlar, belirli ritüelleri eksiksiz yerine getirdiklerinde ya da bazı sözleri mekanik biçimde tekrar ettiklerinde maneviyata ulaştıkl...

SORUMLULUK VE ÖZGÜRLÜK

SORUMLULUK VE ÖZGÜRLÜK İnsanın hikâyesi, sorumluluk ile özgürlük arasındaki o gerilimli çizgide başlar. Bu çizgi, Kur’an’da iki güçlü pasajda çarpıcı biçimde görünür: Ahzâb 72 ve Şems 7-10. Bu ayetler birlikte okunduğunda, insanın ne olduğu değil; ne olabileceği sorusu açığa çıkar. Ahzâb 72’de “emanet”in göklere, yere ve dağlara teklif edildiği; onların bundan kaçındığı, fakat insanın onu yüklendiği ifade edilir. Bu, sıradan bir yükleniş değildir. Ayet, insanı “zalim” ve “cahil” olarak niteleyerek bitirir. İlk bakışta bu, insanı aşağılayan bir hüküm gibi durur. Oysa burada bir mahkûmiyet değil, bir imkânın riskine işaret vardır. İnsan, sınırlarını aşabilecek tek varlıktır; hem zulme hem de adalete yürüyebilecek tek özne odur. Cahil oluşu ise bilgisizliğinden değil, hakikati görmezden gelme potansiyelinden kaynaklanır. Bu potansiyelin iç yapısı ise Şems 7-10’da açılır: “Nefse ve onu düzgün biçimde şekillendirene; ona fücurunu ve takvasını ilham edene…” Burada insanın iç dünyası bi...

NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ

  NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ İnsanlığın en eski ve yaygın düşünce hatalarından biri, neden ile sonucu karıştırmak. Yani, sebebi sonuç sanmak, sonucu da sebep yerine koymak. İslam dünyasının durumunu anlamaya çalışan birçok kişi de bu “neden-sonuç” tuzağına düşüyor. Sonuçları sebep sanıyorlar. Bence bugün yaşadığımız sıkıntıların temel nedeni, insanın kendi özüne yabancılaşmasıdır. Kendi özünü; benlik (nefs), akıl (düşünme ve üretme), vicdan (ahlak) ve sağlıklı içgüdüler olarak görüyorum. Kur’an’ın bazı ayetleri (Bakara 6-20), insanın ahlak ve vicdan yönünden yabancılaşmasını anlatır. Tasavvuf ise, ruhu merkeze alıp nefs ve akıl gücünü baskılayarak, insana pasif bir teslimiyet (pasif nihilizm) aşılar. Yani akıldan kopmuş bir duygusal coşku hali… Erich Fromm da modern çağda insanın içgüdüler aracılığıyla hem akıl hem vicdandan koparak yabancılaştığını söyler. Ona göre din, içi boşaltılmış bir kabuğa dönüşmüş, Tanrı ise adeta bir “iş ortağı” haline gelmiştir. İnsan, maddi refah artmas...