Kayıtlar

YUSUF SURESİNİ NÜZUL BAĞLAMINA GÖRE OKUMAK

  YUSUF SURESİNİ NÜZUL BAĞLAMINA GÖRE OKUMAK   Yusuf Suresi, peygamberlerin hayatındaki zorlukların, mücadelelerin ve ilahi hikmetlerin bir özeti gibidir. Bu sure, peygamberlerin her durumda sabır ve tevekkülle Allah’a bağlılıklarını koruduklarını ve insanlığa örnek olacak bir ahlak sergilediklerini öğretir. Bu nedenle Yusuf Suresi, peygamberlerin hayatını anlamak ve onların örnekliğini kavramak için çok kıymetlidir.   Kur’ân kıssalarının verdiği mesajlar incelendiğinde bunların Hz. Peygamber ve muhataplarının durumuna ilişkin öngörüler ve davranış modelleri sunduğu görülür. Bu öngörü ve davranış modelleri peygamberlerin muhataplarının davete icabet etmesi, tereddüt sürecinde olması veya inkâr etmesine göre değişir. Hz. Peygamber’in o sıradaki konumuna, şartlarına ve bağlamına uygun gelecek şekilde yol gösterici modeller sunar.   Her metin oluştuğu ortamın izlerini taşır. Bu bağlamda Kur’ân’da nazil olduğu ortamın izlerini bünyesinde barındırır. Kur’ân’ın...

“RUHUMDAN ÜFLEDİM”İ NASIL ANLAMALIYIZ?

  “RUHUMDAN ÜFLEDİM”İ NASIL ANLAMALIYIZ? Müfessirlerin “min rûhî” ve “min rûhinâ” ifadelerindeki “min” harfi cerrini ba’diyet/parça olarak değil teşrif olarak yorumladıkları görülmektedir. Bu te’vil Müslümanların Hristiyanlar ve Hulûliyye fırkasının ruhu yanlış yorumlayarak insanın Allah’ın bir cüzü olduğu, O’nun insana hulûl ve ittihadını iddia etme hatasına düşmemeleri için bir uyarı olarak okunabileceği gibi, bu konuyu Allah Teâlâ’yı tenzih üzerinden anlamanın daha doğru olmasından kaynakmış olabilir. Zemahşerî, Bursevi ve İbn Âşûr gibi müfessirlerin ruh üflenmesiyle ilgili anlatımların temsili olduğunu, aslında ne üfleme ne de üflenen herhangi bir şey olmadığını kaydettikleri görülmektedir. Konu Allah Teâlâ, ruh, ruhundan üflemesi olunca bu yaklaşım kendi içinde haklı olmakla birlikte, bazı yorumlarda insanın değerine, üstünlüğüne ve manevi potansiyeline işaret edilmemesi, insanın potansiyel ve konumunun gözden kaçırılmasına sebep olabilmektedir. Bundan dolayı te’vilin nassın...

İSLAMİ DİLİN YOZLAŞMASI ÜZERİNE

  İSLAMİ DİLİN YOZLAŞMASI ÜZERİNE Dil, bir düşünce dünyasının hem taşıyıcısı hem de kurucusudur. İslam düşüncesinde dil yalnızca iletişim aracı değil; vahyin muhatap olduğu, anlamın inşa edildiği ve ahlâkın somutlaştığı bir zemindir. Kur’an’ın nüzulüyle birlikte Arapça, yalnızca kelimelerden oluşan bir yapı olmaktan çıkmış; kavramlar, değerler ve yönlendirici ilkelerle yüklü bir anlam sistemi haline gelmiştir. Ancak tarihsel süreçte bu anlam sisteminin aşınmaya uğradığı, İslami dilin kavramsal derinliğini yitirdiği ve giderek biçimsel bir söyleme dönüşmüştür. Bu yazıda, İslami dilin yozlaşmasını nedenleri, görünümleri ve sonuçları ele alınacak. 1. İslami Dil Nedir? İslami dil, sadece dinî terimlerin kullanımı değildir. O, vahyin inşa ettiği anlam dünyasında şekillenen bir kavram dili dir. Kur’an’da geçen iman, küfür, takva, adalet, zulüm, merhamet, salih amel gibi kavramlar; sözlük anlamlarının ötesinde, ahlâkî ve ontolojik bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle İslami dil, kelim...

MÜSLÜMANLARIN TARİHİNDE NEDEN ÖZGÜN BİR SİYASET GELİŞMEDİ

  MÜSLÜMANLARIN TARİHİNDE NEDEN ÖZGÜN BİR SİYASET GELİŞMEDİ [1] Siyaset, İbrahimi-İslami bağlamda “İlahi Misak”(7/172) ve “Emanet”(33/72, 4/58) ilkelerine dayanan “Dünya-İnsan Görüşü” nün dolayımında, Müslümanların varlığını-güvenliğini koruma, dünya işlerini deruhte etme çabasıdır. Karşıt siyaset ise, “Tağutluk-Firavunluk-Şeytanlık” tır. Yani “Güç İstenci” tutkusuna bağlı olarak yalan ve zulümdür. Muhammed (a.s), Yemen Arap kültürünün halkı, siyasi sorumluluğa ortak eden “Şura” ilkesine bağlı olarak gerçekleşmiştir (3/159, 42/38). “Dört Halife” döneminin şurayı kurumsallaştıramaması sonucu, “Çoban-Sürü (Saltanat) koduna geri dönülmüş ve Abbasiler ile birlikte de İran’ın “Teokrasi (Zıllullah)” kodu eklemlenmiştir. Ebubekir, Ömer ve Ali’nin siyasetleri, -kurumsal olamasa da- hakkaniyet arayışı iken; Osman, nepotizme kaymıştı. Muaviye’nin başlattığı “Yalan Siyaseti”, daha sonraları Makyavelli tarafından teorik bir yapıya kavuşturulmuştur. [2] Müslüman Siyaset Düşüncesinin Ta...

DİNİ İLİMLERLE İSLAMIN BAŞINA GELENLER

  DİNİ İLİMLERLE İSLAMIN BAŞINA GELENLER   Dini(!) ilimlerden herhangi birinin tarihini sadece o ilmin sınırları içinde yazmak her zaman eksik bir yazım olacaktır. Aslında bütün manzarayı bilmeden manzaranın bir köşesini yorumlamak bizi her zaman doğru sonuca ulaştırmayabilir. Düşünce, duygu ve davranıştan oluşan Kuran’daki dini bütünlüğü, kelamcılar “kuru akılcılığa” hadisçiler “nakilciliğe”; fıkıhçılar ahlaktan kopan (hile-i şeriyye/kitabına uydurma) ve kılı kırk yaran “şekilciliğe” ve tasavvufçular duygularda boğulmaya (aşk, fena, hulul…) dönüştürerek parçalamışlardır.  Bu duruma Kur’an’da baştan sona kadar işleyen insan ruhunun bütüncül işlevleri (düşünce, duygu ve davranış) birlikte dikkate alınmamasından düşülmüştür. Fıkıh Hz. Peygamber hayattayken dinin kaynağı Kur’an’dı. Sahabe devrinde ahkâmla ilgili ayetler sahabe tarafından tefsir ve izah edildi.  Sonra müçtehit imamlar fıkıh meselelerini yazmaya başladı ve büyük müçtehitler ortaya çıktı. Bu devi...