YUSUF SURESİNİ NÜZUL BAĞLAMINA GÖRE OKUMAK
YUSUF SURESİNİ NÜZUL BAĞLAMINA GÖRE OKUMAK
Yusuf Suresi,
peygamberlerin hayatındaki zorlukların, mücadelelerin ve ilahi hikmetlerin bir
özeti gibidir. Bu sure, peygamberlerin her durumda sabır ve tevekkülle Allah’a
bağlılıklarını koruduklarını ve insanlığa örnek olacak bir ahlak
sergilediklerini öğretir. Bu nedenle Yusuf Suresi, peygamberlerin hayatını
anlamak ve onların örnekliğini kavramak için çok kıymetlidir.
Kur’ân kıssalarının
verdiği mesajlar incelendiğinde bunların Hz. Peygamber ve muhataplarının
durumuna ilişkin öngörüler ve davranış modelleri sunduğu görülür. Bu öngörü ve
davranış modelleri peygamberlerin muhataplarının davete icabet etmesi, tereddüt
sürecinde olması veya inkâr etmesine göre değişir. Hz. Peygamber’in o sıradaki
konumuna, şartlarına ve bağlamına uygun gelecek şekilde yol gösterici modeller
sunar.
Her metin oluştuğu
ortamın izlerini taşır. Bu bağlamda Kur’ân’da nazil olduğu ortamın izlerini
bünyesinde barındırır. Kur’ân’ın, içerdiği konuların yaşanılan durumlardan
kopuk olması, dolayısıyla zamanı ve mekânı, sosyo-kültürel yapıyı ıskalaması
düşünülemez. İnsanlara hidayet kaynağı olarak indirilen Kur’ân’ın nüzul ortamı
ve muhataplarıyla olan ilişkisi bağlamında kıssaların oldukça önemli bir yeri
vardır. Kur’ân kıssalarıyla ilgili birçok çalışmada kıssaların nüzul
ortamındaki ilk muhataplara ne tür mesajlar verdiği ya da onlar tarafından ne
şekilde anlaşıldığı meselesi önemli olmasına rağmen her nedense pek incelenmemiştir.
Daha açıkçası, bu önemli mesele Hz. Peygamberi teselli edip moral vermek olarak
yüzeysel yorumlanmıştır. Mekke döneminin çetin şartlarında nazil olan birçok
süredeki kıssalara konu olan hususlar geçiştirilmiştir.
Genel kabule göre surenin
tamamı Mekke’de indirilmiştir. Bazı müelliflere göre Yusuf suresi, Hz.
Peygamber’i koruyup gözeten amcası Ebû Talip ile Hz. Peygamber’in eşi Hz.
Hatice’nin vefat ettikleri yıldan, Peygamber ve yanındaki Müslümanlar için bir
çıkış yolu olarak düşünülen Medine’ye hicret ve Birinci ve İkinci Akabe
Biatları’nın yapıldığı yıla dek uzanan çetin bir dönemde, “Hüzün Yılı” olarak
da adlandırılan risâletin 10. yılında Mekke’de nazil olmuştur. “Hüzün Yılı”
denmesinin sebebi, Hz. Peygamber’i himaye edip destekleyen iki yakını; amcası
Ebû Talip ve ardından eşi Hz. Hatice’nin bu yılda vefat etmiş olmalarıdır. Yusuf
suresi, bu iki yakınını birbiri ardına kaybeden, bunun yanı sıra Mekkeli
müşriklerin ağır baskı ve eziyetlerinden bitkin düşen Hz. Peygamber için bir
teselli olmuştur. Çünkü bu kıssada anlatılan olaylar Hz. Peygamber’in o an
içinde bulunduğu durumla benzerlikler taşımaktadır. Hz. Yusuf’un babası Hz. Yakup’tan
uzaklaşmak durumunda kalması gibi Hz. Peygamber de en değerli iki yakınının
ölümü üzerine derin üzüntü yaşadı. Hz. Yusuf gibi o da en yakın akrabalarından
çeşitli eziyetler görmüştür. Mekke’de, Hz. Peygamberle birlikte bütün
Müslümanlara birkaç yıl süren sosyal ve ekonomik boykot uygulanmıştır. Fakat
Hz. Peygamber’in bütün bu zorluklara sabır göstermiştir. Sonunda tıpkı Hz.
Yusuf gibi muvaffak olacağına dair müjdeler sunulmuştur. Hz. Peygamber
zindan/kuyu haline getirilen Mekke’den hicretle Medine sarayına çık(arıl)mıştır.
Hz. Peygamberin Mekke dönemindeki zayıf durumu hicret ile değişmiş ve yeni geldiği
şehirde tıpkı Hz. Yusuf gibi güvenilir bir yönetici durumuna gelmiştir.
Bu surede anlatılan kıssa
ile dolaylı olarak Hz. Peygamber ve arkadaşlarına, bütün bu zorluklara
sabrettikleri takdirde, tıpkı Hz. Yusuf gibi muvaffak olacakları müjdesi
verilmektedir. Nitekim kavminin baskısı neticesinde Medine’ye göç etmiş olan
Hz. Peygamber, sekiz sene sonra Mekke’yi fethetmiştir. Hz. Peygamber, daha önce
kendisine zulmeden hatta öldürme planları yapan müşriklerden intikam alma
imkânına sahipken onları affetmiştir. Hz.
Yusuf’un Mısır’da kardeşlerine verdiği karşılığın benzerini göstermiştir. Hz.
Peygamber Mekke’yi fethettiği zaman halkın karşısına çıkıp “Size nasıl davranacağımı
düşünüyorsunuz?” diye sormuştur. Mekkeliler “İyilik düşünüyoruz, kerim bir
kardeşimizsin. Kerim bir kardeşimizin oğlusun.” diye karşılık vermişler. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Bugün size
kınama yok. Allah sizi affeder. O merhamet edenlerin en merhametlisidir.
(Yusuf, 12/92.)” ayeti ile cevap vermiş ve “Gidin hepiniz serbestsiniz.”
diyerek”[1]
Hz. Yusuf’un kardeşlerini affettiği gibi onları affetmiştir.
Yusuf kıssasında,
insanoğlunun özellikle haset ve kine neden olan birtakım olumsuz işleri terk
etmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Kıskançlık ve hasetin felaketle
sonuçlanacağına, hasetin kardeşler arasında menfi durumlara neden olacağına
dair işaretler bulunmaktadır. Hz. Peygamber’e inanmak istemeyen Mekkeli
müşrikler de kıskançlıkları yüzünden “Urve b. Mes’ud es-Sekafî ve Velid b.
Muğire gibi Mekke’nin eşrafından olan önemli şahıslar varken peygamberlik gibi
önemli bir görevin Muhammed gibi yetim ve fakir, üstelik muhalif kabileden birine
verilmemesi gerekirdi. Topluma liderlik yapan akıllı ve varlıklı olan
kendileriydi, dolayısıyla peygamberliğin de kendilerine ait olması gerektiği” şeklindeki
düşüncelerini dile getiriyorlardı. Onların böyle düşünmelerine üzülen Hz. Peygamber’i
teselli etmek ve onun ve etrafındaki kimselerin acılarını dindirmek, sabır ve teslimiyeti
göstermeleri için Allah bu sureyi indirmiş ve önemli mesajlar vermiştir. Bu şu
ayette de dile getirilmiştir: “Bir
de: “Bu Kur’ân iki şehrin büyüklerinden birine indirilmeli değil miydi?”
dediler.” (Zuhruf/31). Müşriklere
göre Kurân ya Mekke’nin zenginlerinden bu iki kişiye indirilmeliydi. Neden Kur’ân
bunlara inmeliydi? Zira onların üstünlük kriteri ahlâk, maneviyat veya
dürüstlük değil, güç ve servetti. Bu sayılan kişilere Kur’ân inse
eski din ticaretleri sekteye uğramayacaktı. Bu mütrefler çıkarına ters olan her
konuda dini değerlerden taviz verip kazan-kazan prensibi ile dinden-diyanetten
geçinmeye devam edeceklerdi.
Kıssada Hz. Yusuf’un
kuyuya atılma aşamasında Hz. Peygamber ve müminlere teselli vardır. Yusuf suresinin
Hz. Peygamber ve müminlerin Mekkeli müşrikler tarafından her türlü işkence ve
eziyetlere maruz kaldıkları, boykot zamanında inzal edildiğini düşündüğümüzde, “Sadece
evinden, ailesinden ve sevdiklerinden tecrit edilip boykot edilen sizler
değilsiniz. Bakın Hz. Yusuf da kardeşleri tarafından evinden, ailesinden ve sevdiklerinden
tecrit edilerek kuyuya atıldı.” vurgusunun yapılmıştır. Burada Hz. Peygamber
ve müminlerin Mekke’nin dışında bir yere hapsedilip boykot edilmeleri, Hz. Yusuf’un
kuyuya hapsedilip ölüme terk benzeşmektedir. Bir yönüyle Hz. Peygamber ve
müminlerin maruz kaldıkları bu boykotun bir benzerini Hz. Yusuf’un da yaşadığına
işaret edilmiş, böylece Hz. Peygamber ve müminleri teselli etmeye, onların dirençlerini
artırmaya yönelik mesajlar verilmiştir. Hz.
Yusuf’un imdadına yetişen Allah’ın onların da imdadına yetişeceği vurgusu
yapılmıştır.
Bu kıssada, sıkıntılara
nasıl sabredileceği, nimetlere nasıl şükredileceği anlatılmaktadır. Aynı
zamanda Hz. Yusuf’un, kendisine yanlış yapan kardeşlerine karşı tutumunda
olduğu gibi, yaptığı yanlışlardan pişman olanların bağışlanacağı mesajı
verilmektedir. Böylece Hz. Peygamber ve sahabe sabır, şükür, Allah’ın hükmüne rıza,
tevekkül ve zafere nasıl ulaşılacağı, hükmün, olayların gidişatının insanların
değil, Allah’ın yetkisinde olduğu gibi konularda Hz. Peygamber ve müminler
eğitilmiştir.
Surenin “Sen ne kadar
üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.” şeklinde geçen 103.
ayetiyle Hz. Peygamber’e, sen her ne kadar çok istesen de Kureyş’in çoğunun
tevhide inanmayacağı, “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki yanlarından
geçer-ler de ona sırtlarını dönüp giderler.” 105. ayetiyle Kureyşlilerin
hakikati görmedikleri, görmek istemedikleri ve “Onların çoğu ortak koşmadan
Allah’a inanmaz.” şeklinde geçen 106. ayetiyle de Hz. Peygamber’e, onların
çoğunluğunun şirkle karışık bir şekilde inandıkları anlatılmaktadır. Hz. Muhammed’in karşısındakiler,
imanlarına menfaat bulaştırmış, bağnaz bir din algısıyla farklı görüşlere
tahammül edemeyen, farklılığı susturmak amacıyla plânlar yapanlardı. Onun
getirdiği öğretiyi yaratılan ayetler ile kıyaslayacak bir bakıştan da
mahrumlardı. Bu yüzden Allah’ın yasalarına aykırı, şirk kültürünü yaşatmaya
çalışıyorlardı. Ataları taklit etmeye dayalı, farklı inanç ve düşüncelere hayat
şansı tanımayan bu bağnaz inanç çoğunluğu etkilemişti. Ayet, “onların çoğu”
kullanımı ile çoğunluğun hakîkat için ölçü olamayacağını da hatırlatmıştır.
Yusuf’un kardeşleri de ne
babalarının öğütlerini ve ne de yaşadıklarını düşünerek hakikati buldular. Tam
aksine yaptıklarına kılıf uydurdular. Kureyş’in İslam’a ve Hz. Peygamber’e
karşı tavrı da benzer şekilde olmuştur. 108. ayetteki De ki: “İşte bu benim
yolumdur. Allah’a çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar basiret üzereyiz. Allah
münezzehtir ve ben müşriklerden değilim.” ifadeleriyle bir taraftan Hz. Yakup
ve Hz. Yusuf’un mücadele ve yaşamları anlatılırken diğer taraftan Hz. Peygamber
ve sahabeler tarafından yapılan davetin ve inancın kimliği vurgulanmaktadır.
110. ayet, Hz. Peygamber
ve müminler için çaresiz kaldıkları bir zamanda ilahî yardımın onlara da
geldiğini ifade etmektedir. Ayrıca bu ayet, peygamberlerin toplumun iman
etmesinden ümitlerini kestiklerinde Allah’ın yardımının geleceğini
bildirmektedir. Surenin sonunda 111. ayette “Muhakkak ki onların
kıssalarında derin kavrayış sahipleri için ibretler vardır. Bu, düzüp
uydurulacak bir hadis (: söz) değildir. Fakat önündekileri doğrulayıcı, her
şeyin ayrıntılı açıklaması ve inanan bir topluluk için hidayet ve rahmettir.” denilmektedir.
Ayrıca surenin ilk üç ayetinde geçen ifadelerle burada geçen anlatımlar
bağlamında Kur’ân’ın ilahî kaynaklı ve Hz. Peygamber’in Allah’ın rasulü oluşuna
paralel bir vurgu yapılmakta ve Mekke döneminin karakteristik yapısı çok net
bir biçimde görülmektedir.
Nazil olmaya başladığı
günden tamamlandığı güne kadar, Kur’ân insanlığa kıssaları ile yol
göstermiştir. Bu kıssalar başta Resulullah olmak üzere muhataplarının
geleceğine yönelik öngörüler ve planlardır. Kur’an mesajının nebevi mücadele
içinde nasıl yürütülmesi gerektiğinin asli planının Yusuf suresi ile ortaya
konulmuştur.
İlahi irade insanlara
doğru yolu göstermek için önceki peygamberlerin tecrübelerini ortaya koymakta,
son peygamberi de kendi eliyle bu tecrübeyi uygulamaya yansıtmaktadır. Bu plan
kapsamında muhataplar Kur’ân ile yönlendirilmiş, imtihan edilmiş ve olgunlaşmıştır.
Kur’ân vahyi sona ermiş, din kemale ermiş ve bu en büyük nimet olan İslam tamamlanmıştır.
Bu süreçte Yusuf suresi Hz. Peygambere örneklik ve rehberlik etmiş, o da söz ve
davranışları ile bu surenin verdiği mesajları uygulamaya koyma işlevini kendi
katkı ve düzenlemeleri ile birlikte yerine getirmiştir.
Sonuç olarak, Kur’ân’daki kıssaların
salt tarihi malumat aktarmak veya bizlerin tarih bilgisini artırmak gibi bir
hedef gözettiği söylenemez. Kıssaların vermek istediği birtakım önemli mesajlar
vardır ve özellikle peygamberlerle ilgili kıssalar, alınması gereken birçok ibretlerle
doludur.
Yorumlar
Yorum Gönder