Kayıtlar

Araştırma etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MÜSLÜMANLARIN TARİHİNDE NEDEN ÖZGÜN BİR SİYASET GELİŞMEDİ

  MÜSLÜMANLARIN TARİHİNDE NEDEN ÖZGÜN BİR SİYASET GELİŞMEDİ [1] Siyaset, İbrahimi-İslami bağlamda “İlahi Misak”(7/172) ve “Emanet”(33/72, 4/58) ilkelerine dayanan “Dünya-İnsan Görüşü” nün dolayımında, Müslümanların varlığını-güvenliğini koruma, dünya işlerini deruhte etme çabasıdır. Karşıt siyaset ise, “Tağutluk-Firavunluk-Şeytanlık” tır. Yani “Güç İstenci” tutkusuna bağlı olarak yalan ve zulümdür. Muhammed (a.s), Yemen Arap kültürünün halkı, siyasi sorumluluğa ortak eden “Şura” ilkesine bağlı olarak gerçekleşmiştir (3/159, 42/38). “Dört Halife” döneminin şurayı kurumsallaştıramaması sonucu, “Çoban-Sürü (Saltanat) koduna geri dönülmüş ve Abbasiler ile birlikte de İran’ın “Teokrasi (Zıllullah)” kodu eklemlenmiştir. Ebubekir, Ömer ve Ali’nin siyasetleri, -kurumsal olamasa da- hakkaniyet arayışı iken; Osman, nepotizme kaymıştı. Muaviye’nin başlattığı “Yalan Siyaseti”, daha sonraları Makyavelli tarafından teorik bir yapıya kavuşturulmuştur. [2] Müslüman Siyaset Düşüncesinin Ta...

MUTEZİLE’NİN İSLAMİ DÜŞÜNCEYE KATKILARI

  MUTEZİLE’NİN İSLAMİ DÜŞÜNCEYE KATKILARI Mutezile, İslami düşünce tarihinde özellikle akılcılığı (rasyonalizmi) savunmasıyla öne çıkmış ve Kur'an’ın anlaşılması konusunda önemli katkılarda bulunmuştur. Mu'tezile, İslami düşünce tarihinde derin etkiler bırakan, akılcı ve eleştirel yaklaşımlarıyla tanınan bir ekoldür. Mu'tezile’nin Müslümanların düşüncesine katkıları, özellikle teoloji, felsefe, bilim, ahlak ve siyaset alanlarında belirginleşmiştir. 1. Akıl ile Vahyin Uyumu Mutezile, aklı vahyin önüne geçirmemekle birlikte , vahyin doğru anlaşılması için aklın zorunlu olduğunu savunmuştur. Onlara göre akıl, Allah'ın insanlara verdiği en önemli yetidir ve Kur'an da ancak akılla doğru anlaşılabilir. Mu'tezile, akılcı metodolojisiyle Müslümanların düşünce dünyasında eleştirel düşüncenin gelişmesine katkıda bulunmuştur. 2. Tevhid ve Adalet Anlayışı Mutezile, iki temel ilkeye büyük vurgu yapmıştır: Tevhid (Allah’ın birliği): Allah’ın sıfatlarını mecazî an...

HASAN HANEFİ’YE GÖRE TEOLOJİNİN SORUNLARI

  HASAN HANEFİ’YE GÖRE TEOLOJİNİN SORUNLARI Hasan Hanefi’ye göre klasik İslam teolojisinin (kelamın) birçok temel sorunu vardır. Bu sorunlar, hem teorik düzeyde hem de toplumsal/siyasal işlev açısından eleştirilir. Hanefi, özellikle geleneksel teolojinin tarih dışı , insan dışı ve toplumdan kopuk bir yapıya büründüğünü savunur. Onun amacı, bu yapıyı dönüştürerek eylemci, özgürleştirici ve toplumsal sorumluluk sahibi bir teoloji önermektir. Hasan Hanefi’ye Göre Teolojinin Başlıca Sorunları 1. Tanrı Merkezcilik (Teosentrizm) Klasik teoloji Tanrı’yı merkeze alır , insanı ve toplumsal gerçekliği ikinci plana iter. Hanefi’ye göre bu, dini hayattan koparır ve insanın özgürlük, adalet, eşitlik gibi temel sorunlarını ihmal eder. Teoloji bu haliyle, "göğe dönük", "soyut", "pratikten uzak" bir hal almıştır. 2. Tarih Dışılık Geleneksel teoloji tarihle ve toplumla ilişki kurmaz . Teorileri zamanın ruhu...

DİN İLERLEMEYE ENGEL MİDİR?

DİN İLERLEMEYE  ENGEL MİDİR? Din, insanlığın varoluşuyla insanın hayatını düzenleyen, belirli ahlaki kurallar çerçevesinde yaşamasını ve kendi acizliğini bilmesini sağlayan, bununla birlikte sonu olan bu dünyada sonsuzluk uğruna çabalamayı ve gerektiğinde bir şeyleri feda etmeyi öğreten bir unsurdur. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in de dediği gibi; Kur’an ve İslam sadece hocalara bırakılmayacak kadar önemlidir. İslam herhangi bir hocadan herhangi bir liderden öğrenilmez. İslam tek teorik kaynağı olan Kur’an dan öğrenilir. İslam Kur’an’dan öğrenildiği zaman hiç kimse bir kimseyi din adına düzmece bilgilerle kandıramaz ve sömüremez. İşte kandırılan ve sömürülen insanların temel problemi dini Kur’an yerine farklı kaynak ve şahıslardan öğrenme yanılgısıdır. “İndirilen din” ve “uydurulan din” ayırımı yapılmadan dinin ilerlemeye mani olup olmadığı anlaşılamaz. Günümüzde de din kavramının olduğundan farklı olarak nasıl çarpıtıldığını ve insanları görmezden gelerek din adına liderlik vasf...

DİNİ ANLATIMLARDA YARGILAYICI VE BUYURGAN TUTUM

  Dİnİ Anlatımlarda Yargılayıcı ve Buyurgan Tutum Yargılama bireyin konuşma sırasında muhataplarını, olumsuz nitelemesi ve yaftalamasıdır. Aslında yargılama bir takım bilgi, araştırma, analiz, sentez ve değerlendirmelerin sonunda varılan bilişsel bir süreçtir olması bakımından olumlu bir değerlendirme şeklidir. Yargılayıcı dil ve üslubun kullanıldığı ortamlarda, alıcılar mesaja karşı direnç oluştururlar. Mesaja karşı kapanmak, mesajı ötelemek ve savunma yapmak gibi tutumlar geliştirirler. Bu durum onlarda iletişimin etkisinin azalmasına neden olur. Dini tutum ve davranışların gelişmesine ve kalıcı hâle gelmesine mani olur. Örneğin, “dini olumsuzluklara düşmemizin nedeni, sizin dini konulardaki umursamaz davranışlarınızdır”, “ibadetlerinizde devamlılık göstermiyorsunuz”, günahlarınız karşında tövbe etmiyorsunuz” vb. gibi ifadelerde bulunmak mesajların anlaşılmasına mani olan olumsuzluklardır. İnsanlara din hakkında konuşurken ve dini anlatırken, açıklarken kolaylaştırıcı ve mü...

SÜNNİ SİYASET ANLAYIŞININ OLUŞUMU

  Sünnİ Sİyaset Anlayışının Oluşumu   Sönmez Kutlu, bir makalesinde şu tespitlerde bulunmuştur: Sünnî siyaset anlayışı, Kur’an ayetlerinden hareketle değil Peygamber sonrasında yaşanan tarihsel siyasî tecrübelerden hareketle oluşturulmuştur. Ehl-i Sünnet’in siyasal düşüncesinin oluşumunda, adaletin temini ve zulmün ortadan kaldırılmasından ziyade güç, iktidar ve güvenlik merkezî bir rol oynamıştır. İlk halifeler döneminde, iktidarı elde etmenin meşruiyeti Kureyş kabilesi’ne mensubiyet iken, Emeviler döneminde bu meşruiyet akideyle belirlenme yoluna gidilmiştir. Ehl-i Sünnet’in siyaset anlayışı, itikadî alanla ilişkilendirdikten sonra genelde Sünnî kelamî yapıyla, özelde Sünnî Tanrı anlayışıyla uyumlu hale getirilmiştir. Devletin, hak ve adaletin gerçekleşmesinde, toplumsal düzenin sağlanmasında bir araç olarak görüleceği yerde, devletin ve devlet başkanının kutsallaştırılması suretiyle Müslüman toplumun siyasî iradesi ve seçimi hiçe sayılmıştır. Ehl-i Sünnet’e ...