MÜSLÜMANLARDA YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ
MÜSLÜMANLARDA YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ
Yahudilik, etnik ve teolojik yönleri olan çift yönlü bir
kavramdır. Tabiatı icabı, hem "İsrâiloğulları kavmine mensup olma"
anlamına etnik kimliği ifade eder; hem de İsrâiloğullarının dini olan
"Mûseviliğe/yahudiliğe mensup olma" anlamına dinî kimliği ifade eder.
Yahudiler, başlangıçta müslüman idiler. Daha sonra dejenere
olarak yahudileştiler. Yahudileşmek, sadece Benî İsrâil için ve tarihte kalmış
bir problem değil; tüm insanlık için ve bütün zamanlarda bir büyük problem ve
risktir. Yahudileşmek, Hz. Muhammed ümmetinin kıyametidir.
Yahudileşme ise, etnik ve dinî menşe itibariyle yahudiliğe
mensup olmadığı halde onlar gibi olma, onlara benzeme, onların tavır ve
davranışlarını gösterme manasına gelir. Yahudileşme temâyülü ise, sosyolojik
olmaktan daha çok bireysel bir eğilimdir ve tek tek her insanda örtük bir
biçimde bulunabilir. Bu temâyül, her bünyede bulunup da, vücut, direncini
kaybedince ortaya çıkan bulaşıcı bir virüs gibi, ortamını bulduğunda bir tavır
ve davranış biçimine dönüşür ve bulaşıcılığı sayesinde toplumsal bir felâket
halini alır. Yahudileşmiş bir toplumu ya da sistemi ortaya çıkaran, tek tek
fertlerdeki yahudileşme temayülü olsa gerektir.
Yahudilikten anlayacağımız İsrailoğulları’nın ırksal durumu
değildir. Yahudilik; bir dinin nasıl tahrif edildiğini, menfaatlere göre nasıl
yorumlanıp nasıl değiştirildiğini, kavramların nasıl istismar edilerek
insanların nasıl yoldan çıkarıldığını ortaya koyan bir zihniyetin adıdır. Yani
Yahudilik bir zihniyettir, anlayıştır, temayüldür, dini tahrif ve sapmadır.
Kur’an; tarihi bir bilgi olarak değil, temayül olarak aynı hatalara düşmememiz,
benzer yanlışları yapmamamız için Yahudiliğe geniş yer vererek bize
bildirilmiş, bizi uyarmıştır. Allah; o temayüllere düşen geçmişteki
İsrailoğullarını lanetlediği gibi benzerlerini yapan gelecekteki Müslümanları
da lanetleyecektir.
Müslüman toplumlar İsrail ve Yahudiler ile baş edemiyorlar.
Niçin? Çünkü Müslüman toplumlar bir araya gelemiyorlar. Neden? Çünkü Kur’an’dan
kopuşun ortaya çıkardığı Yahudileşme temayüllerinden dolayıdır. Kur’an’ın
rehberliği yerine; Şii, Sünni, mezhebi, meşrebi, tarikat, cemaat, parti dinleri
ve müslümanlığının ortaya çıkardığı hizipleşmeden dolayı.
Oysa Allah bizi şu ayetleriyle uyarıyor:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın.
Parçalanıp bölünmeyin...”(Âl-i İmrân/103). “Kendilerine apaçık deliller
geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için
büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân/105). “Dinlerini parçalara bölen, gruplara
ayrılan ve her grubun kendi yanındakiyle böbürlendiği kimselerden olmayın.”
(Rum/32). “Sonra kitaplar yazarak din işlerini aralarında parçaladılar. Her
grup kendisininkiyle sevinmektedir.” (Müminun/53)
Müslüman toplumlarında en önde gelen Yahudilik özellikleri
nelerdir?
Yahudilik; hahamların Tevrat’a yaptığı gibi Kur’an’a da
kitabı mukaddes muamelesi yapıp hayattan çıkarma ile başlayan bir süreçtir.
“Kur’an hayat kitabıdır. Kutsal kitap değildir. Tevratı kitabı mukaddes
yaptılar. Kur’an kitabı mukaddes değildir. Mukaddes olan dokunulamaz, hayata
taşınamaz. Mukaddes olana yaklaşamazsınız, anlayamazsınız. Niçin anlaşılamaz.
Çünkü anlaşılamaz diyenler Kur’an’a mukaddes muamelesi yapanlardır.
Niçin “Siz Kur’an’ı anlayamazsınız” derler. Çünkü dini
Yahudileştiren din baronları, dini bir konuyu “Neden, niçin” diye
sorguladığınızda; Yahudilikte olduğu gibi hemen “günah” sayar ve “dinden
çıkarsın” diye korkutur. Bu zihniyet sorgulamaya kapıları kapatmıştır. Şirk dolu
dualarını bile anlamadan, ezbere, sorgulamadan yapar ve yaptırırlar. Dine dair
paket programları vardır, sorgulamaz ve sorgulatmazlar.
Akla ve ilme işaret eden Kur’an’ın hayattan çıkarılması ile
artık akıl ve ilmin önemi anlaşılamaz olmuştur. Akıl ve ilim dinden kovulunca
doğal olarak Kur’an’ın da gereği gibi anlaşılması mümkün olmaz. Sonuçta Kur’an
anlaşılamaz olup dinden akıl, ilim, Kur’an çekilince o boşluğu birçok hurafe ve
İsrailiyat doldurmuştur. İşte bu safhadan sonra Yahudiliğe gün doğmuştur. Bu;
bin küsur yıldır devam eden bir süreçtir.
Müslüman gündelik hayatta gösterdikleri bazı Yahudilik
özellikleri nelerdir?
Bunlar; “Elhamdülillah Müslümanım” demek ile başlayan bir
sorumluluk anlayışı yerine, Yahudilikte olduğu gibi üstün, ayrıcalıklı,
torpilli, garantili ve vaat edilmişlik inanışına dönüşmesi ile kendini
göstermektedir. Bu Yahudilik inancı ve anlayışı aynı zamanda Müslüman
toplumlarında büyük bir özgüven oluşturmuştur. Nasıl mı? Öyle ki; adeta bütün
güzel hasletler, ahlak, üstünlük ve ayrıcalıklar, daha doğuştan Müslüman
olmakla kendilerinin olmuştur. Kitabın ilk emri “Oku” emri olmasına rağmen
onlar; kendilerinden daha üstünlük ve ayrıcalık atfettikleri hocaları,
şeyhleri, şıhları, gavsları, liderlerinden kulaktan duydukları, öğrendikleri
ile zirveye ulaşmış, kendilerine artık cennet vaat edilmiş hissederler.
Yahudilikte olduğu gibi onlara göre, en kötüleri bile cehennemde cezasını çekip
sonra cennete gideceğine inanır.
Bu temayülleri sayesinde kendi bildiklerinden o kadar
emindirler ki, artık başka ve farklı fikirlere, düşüncelere, kendi bildikleri
ile başkalarını mukayese etmeye ihtiyaç duymazlar. Bu yüzdendir ki Müslüman
toplumlarında dini hiçbir zihni gelişim sağlanamamıştır. Yahudilikten
kastettiğim İsrail’de yaşayan İsrailoğulları değil, zihniyettir. Aklın prangası
olan bu zihniyet geçmişte ve bugün olduğu gibi gelecekte de var olacaktır.
Bizim bileceğimiz hangi dinde olursa olsun, bu Yahudilik zihniyetindekiler
devlet gücünü ele geçirince, İsrail’deki gibi sadece kendi memleketleri için
değil, insanlık için aynı şekilde büyük bir tehlike olacaktır.
İsrailoğulları konusu Müslümanları ilgilendiriyor mu?
İsrâiloğulları konusu, eğer bu ümmeti doğrudan
ilgilendirmiyorsa, Kur'an'ın bu konuya yüzlerce ayet ayırmasının anlamı ne
olabilir? Kur'an'da hiçbir kavim ve din mensubundan İsrâiloğullarından söz
edildiği kadar geniş söz edilmez. Kısaca Kur'an'da İsrâiloğullarının
yahudileşme sürecini anlatan ayetlerin sayısı 712 olduğunu görürüz. Yahudileşme süreciyle
dolaylı ilişkisi olan diğer ayetleri de sayacak olursak, bu rakam en az ikiye
katlanacaktır. Kaldı ki, olayla doğrudan ilgili ayetlerin toplamı olan 712
rakamı bile Kur'an'ın tamamı göz önüne alındığında 10'da biri aşan bir orandır.
Bunca ayeti, sadece tarihte yaşamış bir kavmin hikâyesi olarak görmek, Mekke
müşriklerinin Kur'an'a yaklaşımı olan "eskilerin masalları" mantığını
benimsemekten başka bir anlama gelmez. İsrâiloğullarına Kur'an'da bu kadar
fazla yer verilmesinin sebebi, bu ümmeti gelecekte bekleyen "yahudileşme
tehlikesi"ne dikkat çekmek, Hz. Muhammed ümmetini yahudileşme
tehlikesinden korumaktır.
Kur'an'da bunca yer tutan İsrâiloğullarının yahudileşme
sürecinin müslümanlar tarafından amacına uygun bir biçimde anlaşılıp ibret
alınmasının önündeki en büyük engel "lânetli kavim" anlayışıdır.
Lanetli kavim yoktur, lanetli mantık vardır. Aslında her insan her toplum
Yahudileşme temayülü taşır, bu temayül sadece İsrailoğullarına has değildir.
Allah'ın, meleklerin ve insanların lanetlediği herhangi bir
kavim, ya da belli bir kavme mensup olan kişiler değil; bir tavır, eğilim,
eylem ve onlara kaynak olan "mantık"tır. İsrâiloğulları, Allah
kendilerini insanlık içerisinden seçip vahyi üstlenme nimetini verdiği halde bu
lânetli tavra/mantığa saplanıp yahudileştiler. Ümmet, ya da ümmetin içerisinden
herhangi bir grup aynı tavıra/mantığa saplanırsa o zaman o da "lânetli mantığa" yakalanmış,
yahudileşme temâyülüne girmiş demektir. Allah bu sürece giren toplulukların
elinden hilâfet emanetini, aynen yahudileşen
İsrâiloğullarından aldığı gibi alacaktır. “Ey iman edenler! Sizden kim
dininden dönerse Allah öyle bir topluluk getirir ki O onları sever, onlar da
O’nu severler; (onlar) mü’minlere karşı mütavazi, kâfirlere karşı ise
izzetlidirler. Allah yolunda cihat eder ve kınayıcının kınamasından korkmazlar.
Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah (lütfu) geniş olandır,
bilendir.” (Maide/54)
Yorumlar
Yorum Gönder