Kayıtlar

MÜSLÜMAN VE İSLAMCI ARASINDAKİ FARK

MÜSLÜMAN VE İSLAMCI ARASINDAKİ FARK Müslüman Allah'a bağlı bir bireydir, islamcı ise lidere bağlıdır. Müslüman geleceğe, islamcı ise geçmişe bakıyor. Geçmişteki ihtilafları körükleyip kaşıyor, onları çağa taşıyıp yaşatmak istiyor. Müslüman, dinini Allah'a yaklaşmak için uygulayan ve onu maneviyat ve psikolojik denge aracı olarak gören kişidir. Müslüman birleştirici, islamcı ayrıştırıcı ve ötekileştiricidir. Müslümanın  amacı dini yaşamak, islamcı dini güç kazanma aracı olarak görür ve dini koltuğa ulaşmak için bir merdiven olarak kullanır. Müslüman kamuya eleman alımını liyakate göre yapar, islamcı kudretli telefonların ağırlığına göre yapar. Müslüman dini manevi bir yükseliş aracı olarak görürken, islamcı dini siyasi bir yükseliş aracı olarak görür. Müslüman dinde kişiliklerini geliştiren değerler ve ahlaki ilkeler görürken, islamcı dini kötü davranışları ve kendileriyle aynı fikirde olmayan kişi ve ülkelere karşı saldırı ve kışkırtmaları için bir gerekçe olarak görür. Müslüma...

AHLAK, HUKUK VE ADALET ÜZERİNE

AHLAK, HUKUK VE ADALET ÜZERİNE Adalet pratik ahlaktır. İnsanın adaletli olup olmadığı pratik ahlakından bellidir. Seküler veya muhafazakâr fark etmiyor gücü eline geçiren hukuku ve adaleti kendine göre yorumluyor. Başı dara düşünce adalet, hak-hukuk deyip gücü eline geçirince o çağrıları kendisi yapmamış gibi ahlaki davranmayanlar adil değillerdir. Pratik ahlak, günlük hayatta ahlaki değerler ve normlar çerçevesinde davranışlar sergilemeyi ifade eder. İnsanların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerinde dürüstlük, saygı, empati ve adalet gibi değerlere dayalı bir yaşam sürmelerini amaçlar. Pratik ahlak, teorik ahlak anlayışından farklı olarak, günlük hayatta karşılaştığımız somut durumlar ve bunlara verilen ahlaki tepkileri kapsar. Pratik ahlakın temel ilkeleri başlıca şunlardır. Dürüstlük:  Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın doğru ve tutarlı olmasına dikkat etmek. Saygı:  Başkalarının haklarını, özgürlüklerini ve duygularını gözetmek. Empati:  Başkalar...

DERİN SORGULAMALAR

DERİN SORGULAMALAR İdeolojik, popülist ve hamasi propogandalara maruz kalarak düşünemez hale ge(tiri)len kitleler, hiç bir zaman olayların gerçek yüzünü anlayıp çözümleyemezler. Bu kitleler hiçbir zaman özne olamadıkları için otoriter rejimler önlenemez bir yükseliş içerisindeler. Taklit ve tekrara dayalı geleneklerin belirleyici olduğu toplumlar olan biteni görür, fakat gördüklerini anlamlandıramaz. Müslüman toplumlarda yüzyıllardır düşünceye, üretkenliğe, fikir çeşitliliğine geçit verilmemiştir. Bu yüzden taklide dayalı düşüncesiz gelenekler hüküm sürmektedir.   Eleştirel düşünemeyen bu tür gelenekleri içselleştiren kitleler, kendilerine reva görülen hayatlara katlanıyor. Popülizmle bütünleşen toplumlar, her geçen gün, daha çok derinleşen, ahlaki sorunları görüp sorgulamıyor.  Muhafazakâr kesimler görünür olan iyiliklerle ilgileniyor. Tek aklı yücelten kitleler; farklı yorum, öneri, eleştiri ve fikirleri görmezden gelen otoriter liderleri alkışlıyor. Müslümanlar devleti,...

DİN ADAMLARINI RAB EDİNMEK

  DİN ADAMLARINI RAB EDİNMEK Din adamlarının toplumların eğitiminde önemli bir yeri olduğu muhakkaktır. Toplumlar dini, bilgi sahibi olan kişilerden öğrenirler. Ama bunların bir imtiyazları yoktur. Yahudilik, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Brahmanizm gibi dinlerde din adamları özel bir konumda görülmüş, bir ruhban sınıfı oluşmuştur. Ancak İslam dininde bir ruhban (din adamı) sınıfı yoktur. İslam’da liyakat sahibi her kişi din eğitimi ve diğer hizmetlerde görev alabilir. Din eğitimi ve hizmeti verenler için faklı bir konum, statü, ya da imtiyaz yoktur. Allah’ın hükümlerinde bir değişiklik yapmaları, ilahi hükümlere ters bir hüküm vermeleri söz konu değildir. Allah’ın hükümleri yerine kişilerin arzu ve iradeleri doğrultusunda hüküm verilir de toplumda onlara uyarsa bu, onların ilahlaştırılması, rab edinilmesidir. Kur’an Yahudi ve Hıristiyanların bilginlerini ve din adamlarını rab edindiklerini haber vererek Müslümanları bu konuda uyarmıştır: “ Onlar Allah'ın peşi sıra, hahamlarını ve r...

MÜSLÜMANLARDA YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ

MÜSLÜMANLARDA YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ   Yahudilik, etnik ve teolojik yönleri olan çift yönlü bir kavramdır. Tabiatı icabı, hem "İsrâiloğulları kavmine mensup olma" anlamına etnik kimliği ifade eder; hem de İsrâiloğullarının dini olan "Mûseviliğe/yahudiliğe mensup olma" anlamına dinî kimliği ifade eder. Yahudiler, başlangıçta müslüman idiler. Daha sonra dejenere olarak yahudileştiler. Yahudileşmek, sadece Benî İsrâil için ve tarihte kalmış bir problem değil; tüm insanlık için ve bütün zamanlarda bir büyük problem ve risktir. Yahudileşmek, Hz. Muhammed ümmetinin kıyametidir. Yahudileşme ise, etnik ve dinî menşe itibariyle yahudiliğe mensup olmadığı halde onlar gibi olma, onlara benzeme, onların tavır ve davranışlarını gösterme manasına gelir. Yahudileşme temâyülü ise, sosyolojik olmaktan daha çok bireysel bir eğilimdir ve tek tek her insanda örtük bir biçimde bulunabilir. Bu temâyül, her bünyede bulunup da, vücut, direncini kaybedince ortaya çıkan bulaşıcı bir vi...

SALAT’IN NAMAZ ANLAMI ÜZERİNE

SALAT’IN  NAMAZ ANLAMI ÜZERİNE Sorular   Hud/114: “ Gündüzün iki tarafında yani gecenin (gündüze yakın iki) ucunda namaz kıl. İyilikler kötülükleri giderir. Bu, düşünenler için bir hatırlatmadır.” Kur’an’ı dinin tek kaynağı olarak kabul edenler, Kur’an’da salatın, ritüel olarak namaz anlamına gelmediğini ifade ediyorlar. Güneş doğmadan yani fecr’de ve akşam güneş batınca tam bu zaman dilimlerinde –çünkü bu namazların sınırlı bir vakit aralığı var- salata ne anlam veriyorlarsa ne yapılmalı ve ya ne yapıyorlar? Salat sadece ‘dua, Allah’a boyun eğme, kitaba ve emirlere uymak’ gibi anlamlara gelse bunun vakitleri olabilir mi? Bu vakitler dışında muaf mıyız bunlardan? Maide/6: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edin ve aşık kemiklerinize kadar ayaklarınızı da…” Ayete göre salat destekleşmek ve dua ise salattan önce yüzü ve kolları yıkamak, başı ve ayakları meshetmenin mantığı nedir? Salat sa...

MEKKİ SURELERDE SALÂT KAVRAMININ SEMANTİĞİ

  MEKKİ SURELERDE SALÂT KAVRAMININ SEMANTİĞİ   Salât kavramı; Mekkî ve Medenî surelerde isim ve fiil formlarında sözlük ve ıstılahi anlamlarıyla 90 âyette geçmektedir. [1] Kavram bazı ayetlerde birden fazla geçtiği için Kur’an’da toplam 99 defa yer almaktadır. Salât kavramının Kur’an’da ağırlıklı olarak أقام /ekame fiili ile kullanıldığı görülmektedir. Namaz kılmayı ifade etmek için صلو sallu/kılın ya da أدوا /eddu/yerine getirin kelimelerinin yerine اقيموا ekimu/ikame edin, (ayakta tuttun, düzgün ve devamlı kılın, hakkını vererek ve şartlarını yerine getirerek kılın) ifadesinin kullanılmış olması ve bunun Kur’an’da salât kelimesinin önünde 48 defa zikredilmiş olması oldukça önemlidir. Rağıb el-İsfehânî   göre salât ibadetinin   أقام   /ekame fiili ile gelmesi, namaz kılanların çok, onu hakkıyla ifa edenlerin az olması nedeniyledir. [2]   Salât kavramı, Kur’an’da 24’ü Mekkî, 13’ü Medenî olmak üzere toplam 37 surede geçmektedir. Salât kavramı 24...