UNUTANLAR UNUTULUR

 UNUTANLAR  UNUTULUR

Onlar ki dinlerini alay ve eğlence edinen, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onların bugünle karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi tanımadıkları gibi bugün biz de onları unuturuz. [6/70; 9/67; 20/126]

 (A’raf/51)

İnsanın en büyük yanılgısı, hayatı yalnızca yaşadığı andan ibaret sanmasıdır. Günlük telaşların, hazların ve menfaatlerin arasında sürüklenirken, yaratılış gayesini görmezden gelir. Kur’an, bu yanılgıyı “dinlerini alay ve eğlence edinen” sözüyle tasvir eder. Çünkü dini, sadece bir kültür, bir alışkanlık, bir ritüel düzeyine indirgemek; onu hayatın merkezinden çıkarıp ciddiye almamaktır.

Ayet, bize böylelerinin ortak özelliğini haber verir: “Dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir.” Dünya, insanın gözüne süslü görünür, aldatıcı bir cazibe üretir. İşte bu cazibeye kapılanlar, hesap gününü unutur. Oysa unuttukları şey, kaçınılmaz biçimde onları beklemektedir.

“Onların bugünle karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi tanımadıkları gibi bugün biz de onları unuturuz.” Bu ifade, ilahi adaletin keskin bir tecellisidir. İnsan neyi görmezden gelirse, sonunda onunla yüzleşir. Allah’ın unutması, aslında kulun terk edilişi; rahmetin ve yardımın ondan çekilip alınmasıdır. Kısaca, insan dünyada Allah’ı unutursa, ahirette de Allah onu unutulmuşlar arasına bırakır.

Rabbimiz, yeryüzünü sayısız nimetleriyle donatıp istifademize sunarken bizleri başıboş bırakmamış (Kıyâmet/36), göklerin ve dağların yüklenmekten çekindikleri çok önemli bir emaneti taşımakla sorumlu kılmıştır (Ahzab/72). Rabbimizin bizlere teklif ettiği bu önemli sorumluluk, O’nu tanıma, bilme ve O’na kulluk etme sorumluluğudur (Zariyat/56). Rabbimiz, rahmetinin gereği olarak kendini tanıyabilmemiz ve kulluğumuzu doğru bir şekilde yerine getirebilmemiz için de rehberliklerine muhtaç olduğumuz peygamberler ve kitaplar göndermiştir (Âl-i İmran/164). Bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan peygamberleri ve onların getirdikleri ilahî mesajları ciddiye alıp, kısacık hayatımızı onların rehberliğinde değerlendirdiğimiz takdirde hem bu dünyada hem de ahirette mutlu oluruz. Aksi takdirde, telâfisi mümkün olmayan pişmanlıklar yaşarız. Dünyada iken hayatı ve dini ciddiye almayıp, bunları birer oyun ve eğlenceden ibaret gören, dünyanın aldatıcılığına kapılarak, asıl sorumlu oldukları konulara kulak tıkayıp ahireti ve Allah’a hesap vermeyi unutanlar, ilahi rahmetin tecelli edeceği gün unutulmuş muamelesi göreceklerdir. Nefsani arzularının peşine takılmanın bir sonucu olarak, insani duyguları körelen, hak ve hakikati görme ve anlama yeteneğini kaybeden bu insanların, hayatı, sadece dünyayla sınırlı zannedip (Casiye/23, 24), yeniden dirilişi ve hesap vermeyi unutmalarının cezası cehennemde unutulmak olacaktır (Casiye/34). Kur’an Allah’ın gönderdiği ilahi mesajlara ve sorumlu oldukları konulara duyarsız kalanların, aslında daha dünyada iken stres ve sıkıntıya terk edileceğini, ahirette ise, kör olarak haşr edileceklerini ve kendilerine gelen ayetleri unutmaları sebebiyle de yardıma ve hatırlanmaya en çok ihtiyaçları oldukları o günde unutulmuş muamelesi göreceklerini bildirmektedir:

“Kim de benim zikrime sırt çevirirse artık onun için sıkıntılı bir hayat vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak toplanma yerine getiririz.” O da: “Rabbim, beni neden kör olarak toplanma yerine getirdin, oysa ben görüyordum?” der. (Allah da): “İşte böyle, sana ayetlerimiz geldi fakat sen onları unuttun, bugün de işte böyle unutulursun.” der. (Tâ-hâ/124-126).

Kur’an, ibadet etmek ve emirlerini yerine getirmek suretiyle Rabbimizi andığımız takdirde, O’nun da bizi anıp hatırlayacağını haber vermektedir (Bakara, 2/152). Rabbimiz, şirk dışında işlenmiş başka günahları dilediği kimseler için affedebileceği (Nîsâ, 4/48,116) müjdesini vermekle beraber, gözlerini hakikate kapatan, hakkın sesini dinlemeye tahammül edemeyen, ayetlerini yalan sayıp elçilerini ve getirdikleri ilahi mesajları alaya alan, ahireti inkar eden ve bu sebeple de yaptıkları tüm amelleri boşa çıkan kimseleri ahirette en çok zarara uğrayanlar olarak nitelendirmektedir (Kehf, 18/100-106).

Bu ayet, bize ciddi bir uyarı taşır. Din, bir eğlence yahut gelenek değil; insanın varoluşuna yön veren hakikattir. Onu hafife alan, aslında kendini hafife almış olur. Dünya oyunlarıyla oyalananların sonu, sonsuz bir pişmanlıktır. O halde, yapılacak en doğru şey: Hayatı bir oyun değil, emaneti yüklenmiş bir varlık olmanın ciddiyetiyle yaşamak. Çünkü ahireti unutan, aslında kendini unutur.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SALAT’IN NAMAZ ANLAMI ÜZERİNE

MEKKİ SURELERDE SALÂT KAVRAMININ SEMANTİĞİ

MÜSLÜMANLARI FELÇ EDEN DÜŞÜNCE KRİZLERİ