MODERN İNSANIN EN BÜYÜK RUHSAL SORUNU: MERKEZSİZLİK
MODERN İNSANIN EN BÜYÜK RUHSAL SORUNU: MERKEZSİZLİK
Merkezsizlik,
insanın varoluşunu, düşüncesini ve eylemlerini bağlayacağı aşkın bir
referans noktasını (ilâhî hakikat, vahiy, ahlâkî ilke)
kaybetmesi durumudur. Yani hayatın merkezinde olması gereken “anlam kaynağı”nın
yerinden edilmesi veya çoğaltılmasıdır.
Merkezsizlik, Allah tasavvurunun hayatın dışına itilmesi, vahyin
belirleyici değil, tali bir unsur hâline gelmesi, hakikatin parçalı ve göreli
görülmesi anlamına gelir. Bu durumda kişi inançlı olabilir; fakat inancı
hayatın bütününü düzenleyen merkez olmaktan çıkar.
Merkezsizlik, insanın kendini sabitleyecek bir hakikatten, bir
“kıble”den yoksun kalmasıdır. Yönünü kaybeden pusula gibi; hareket vardır ama
istikamet yoktur.
Merkezini Kaybeden İnsan
Modern çağ, insana sınırsız seçenek sundu. Kimlikler, inanç
biçimleri, yaşam tarzları, ideolojiler… Fakat seçeneklerin çoğalması, hakikatin
berraklaşması anlamına gelmedi. Aksine, merkez kayboldukça insan “seçenek sarhoşluğu/yorgunluğu”
yaşadı. Artık kişi neye göre yaşayacağını değil, neye göre yaşayacağını seçmek
zorunda olduğunu düşünüyor. Bu da ruhu yoruyor.
Kur’an açısından bakıldığında, merkez Allah’tır/tevhittir.
“La ilahe illallah” ifadesi sadece metafizik bir cümle değil, varoluşsal bir
düzenlemedir. Hayatın merkezine Allah’ı koymak, insanın parçalanmışlığını
toparlar. Çünkü merkez bir olunca, çevre de anlam kazanır.
Merkezsizlik ise, insanın zihninde birçok küçük “ilah”
üretmesidir: kariyer, imaj, güç, onaylanma arzusu, ideolojik kimlikler… İnsan
zihni tek merkeze göre yaratılmışken çoklu merkezler onu bölmeye başlar. İşte
ruhsal dağınıklık buradan doğar.
Kaygan Zemin
Ancak sorun yalnızca sekülerleşme değildir. Modern dönemde
dindarlık da merkezini kaybedebilir. Dinin özü yerine formu, ahlakı yerine sembolü,
vahyi yerine kültürel alışkanlıkları merkeze alan bir dindarlık da merkezsizlik
üretir.
Bu noktadan sonra “vahiy–rivayet gerilimi” de devreye girer. Eğer
vahyin merkeziliği kaybolur, din söylemi tarihsel ve kültürel tortuların
ağırlığında şekillenirse, insan hakikate değil geleneğin gölgesine tutunur. Bu
da zihinsel krizler üretir. Çünkü zihin vahye ait olan berraklığı ister,
karışık sesler ona huzur vermez.
Merkezsizlik bazen inançsızlıkla değil, karmaşık inançla ortaya
çıkar.
Kıbleyi Kaybetmek
Namazdaki kıble, sadece fiziksel bir yön değildir. O, hayatın
simgesel merkezidir. İnsan her gün defalarca yönünü düzeltir. Fakat modern
insanın sorunu şudur: Namazda yönünü düzeltse bile, hayatında yönünü kaybetmiş
olabilir.
Kıble kayması sadece coğrafi değil; değerler düzeyindedir: Hakikatin
yerine popüler olanı koymak, adaletin yerine çıkarı koymak, ahlakın yerine
görünürlüğü koymak…
Bunların hepsi küçük merkez kaymalarıdır. Ve her kayma, ruhta
küçük bir yarık açar.
Dindarlık, eğer sahih bir şekilde yaşanırsa, insana bir “iç mihver”
kazandırır. Bunlar: Anlam, sorumluluk ve istikrardır. Hayat tesadüfi olmadığı anlamlılığını, davranışların hesap verebilir olduğu
sorumluluğunu, değerler zamana göre değişmez istikrarını kazandırır.
Modern insanın ruhsal kırılganlığı, çoğu zaman bu üç şeyin
kaybından kaynaklanır. Anlamın yerini haz, sorumluluğun yerini özgürlük
retoriği, istikrarın yerini akışkan kimlikler alınca; insan özgür değil,
savrulan bir varlığa dönüşür.
Çözüm: İçsel Tevhid
Merkezsizlikten kurtuluş, dışarıda yeni ideolojiler bulmak değil;
içeride tevhidi yeniden kurmaktır. Bu da sadece inanç beyanı değil, bilinç
inşasıdır: Allah hayatın neresinde? Kararlar hangi ölçüye göre alınıyor? Vicdan
hangi kaynaktan besleniyor? Bu sorular, modern insanın ruhsal terapi
sorularıdır aslında.
Merkezini bulan insanın kaygısı azalır. Çünkü her şey onun
omuzlarında değildir. Hesap vereceği bir Rab vardır; ama aynı zamanda sığınacağı
bir Rab de vardır. Bu gerçek, ruhu dengeler.
Merkezsizlikten kurtulmamanın çaresi: Vahyin yeniden merkez
yapılması, ibadetin hayatla
bütünleşmesi, ahlâkın kimlikten önce gelmesi, tevhidin sadece inanç değil,
varoluş düzeni olarak anlaşılıp pratiğe dönüştürülmesi ile mümkündür.
Sonuç: Modern insanın en büyük ruhsal problemi merkezsizliktir. Fakat bu
problem, basit bir “etiket meselesi” değildir. Merkez, zihinde kurulur. Eğer
Allah merkeze yerleşmezse, mutlaka başka bir şey yerleşir. Ve o şey, insanı
taşıyamaz, iç huzuru vermez.
Merkez kaybolduğunda iyi-kötü ayrımı sabit bir zemine dayanmaz. Bu
durum: Dindarlığın tepkisel hale gelmesine, şekilci ama derinliksiz bir ibadet
anlayışına, kimlik merkezli ama anlamdan kopuk bir dindarlığa yol açabilir.
Dindarlık, merkeze (Allah’a) dönüş çağrısıdır. Tevhid, ruhun dağılmış
parçalarını toplayan bir bütündür. Ve
modern çağın en büyük ihtiyacı, yeniden bir kıble bilinci kazanmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder