Kayıtlar

Mayıs, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAŞLILARA HÜRMET, ÇOCUKLARA MERHAMET GÖSTERMEK

  Yaşlılara Hürmet, Çocuklara Merhamet Göstermek Allah’ın koyduğu kanun gereği insan, doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Yaşlanmak ve ölüm kaçınılmazdır. Ömrümüz olduğu sürece yaşlanmak her insanın başına gelecek bir hakikattir. Hiç şüphe yok ki, bugünün gençleri, yarının yaşlılarıdır. Bugün gençliği, sağlığı, gücü kuvveti yerinde olanların, bu nitelikleri ömür boyu koruyamayacakları açıktır.   Bunların zamanla zaafa uğraması kaçınılmazdır. Öyle ise, bizim de bir gün yaşlanacağımızı göz önüne alarak yaşlılara, özellikle ana babamıza, dedelerimize, ninelerimize saygılı davranmalı ve bu konuda çocuklarımıza ve gençlerimize örnek olmalıyız. Gençliğinde büyüklere saygı duymayanların, yaşlandıklarında küçüklerinden beklemeleri muhaldir. Yaşlılara hürmet ve ihtimam göstererek onların gönüllerini ve dualarını almak önemli bir insanlık borcudur. Onlara güzel ve tatlı söz söylemek ve tevazu göstermek ihmal edilmemesi gereken dinî ve ahlaki bir davranıştır. İnsanın, öncelikle saygı...

İNSANLARIN ARASINI DÜZELTMEK

  İnsanların Arasını Düzeltmek Müslümanlar arasında kardeşlik ve saygı temeline dayalı bir toplumun kurulması için, aralarında herhangi bir küslüğün, dargınlığın olmaması gerekir. Müslümanlar, bu toplumu birlikte kuracaklardır. Bazılarının bu göreve katılamıyor olması, o toplumda aksaklıkların meydana gelmesine sebep olacaktır. İnsanların arasının düzeltilmesiyle ilgili birçok ayeti kerime vardır. Bunlardan birinde Allah, şöyle buyurmaktadır: “Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden (ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur.” (Nisa/114) Allah’ın mübah kıldığı, emrettiği ortak bir noktaya varmaları için anlaşmazlık halindeki insanların arasını düzeltmek gerekir. Başka bir ayette, mal bölüşümü sırasında ortaya çıkabilecek tartışmaların, tatlıya bağlanması istenmektedir: “Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun içi...

EMRİ Bİ’L-MARUF VE NEHYİ ANİ’L-MÜNKER

  Emrİ Bİ’l-Maruf ve Nehyİ Anİ’l-Münker Bu prensip İ slam toplumunun güzel vasıflarını koruyan en önemli niteliklerinden biridir. Ma’rufu emir, ferdi ve toplumu mutlu kılacak güzel ş eylerin yapılamasını istemek; münkerden men de; ferdi ve toplumu bozacak, mutsuz edecek her türlü kötülükten insanları men etmeye çalı ş maktır. Toplum düzeninin korunması için herkes kendi ölçüsünce ve gücü oranında iyili ğ i emir, kötülükten men etmeye çalı ş malıdır. Böylece toplum sa ğ lıklı bir yapıya kavu ş ur ve geli ş me, ilerleme imkânına sahip olabilir. Aksi takdirde, da ğ ınıklık, ba ş ıbo ş luk hakim olup, dü ş manlık ön plana çıkar, toplumun bütün kurum ve kurulu ş larında bozulma görülür ve toplum böylece acze dü ş er. İş ler yürümez. Her Müslüman, gücü oranında kötülü ğ e engel olmalıdır.   Allah, zaten insana, gücünün üzerinde bir sorumluluk yüklemez. “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle sorumlu tutar.” (Bakara/286) Her insan dünyada bir gaye u ğ runa ya ş ar. Müsl...

İNSANLARIN KUSURLARINI ARAŞTIRMAMAK, YAYMAMAK AKSİNE ÖRTMEYE ÇALIŞMAK

  İNSANLARIN KUSURLARINI ARAŞTIRMAMAK, YAYMAMAK AKSİNE ÖRTMEYE ÇALIŞMAK  Müslümanın amacı, insanların üstü örtülü olan kusurlarını gün yüzüne çıkarmak değil, aksine örtmeye çalışmak olmalıdır. Kişinin, en yakın olduğu insanlar, aile fertleridir. Orada hiçbir şey aile fertlerine gizli kalmaz. Sürekli bir arada olan bu kişilerin, karşılıklı hatalar, kusurlar işlemeleri de elbette mümkündür. Bu nedenle aile fertlerine düşen, bu sıcak aile ortamını, savaş alanına çevirmek değil, hoşgörünün, anlayışın hakim olduğu bir mekan haline getirmektir. Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah   çok bağışlayan çok merhamet edendir.” (Tegâbun/14) Eşler ve çocuklar, bazen kişiyi Allah yolundan alıkoyan bir meşgale ve eğlence olabilir. Cihada çıkmasında engel olabilir. Kişi her ne kadar kendisine gelecek sı...

GÜVENİLİR OLMAK

  Güvenİlİr Olmak Mümin varlığıyla insanlara güven telkin eden kişi demektir. Peygamberlerin en büyük özelliği güvenilir olmalarıdır. Allah,   “Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." (Şuara/143) buyurmaktadır. Eğer insanlara güven telkin etmiş olmasalardı, davalarının başarıya ulaşması oldukça zor olurdu. Çünkü güvenilmeyen bir insanın peşinden pek fazla kimse gitmez. Anlaşmalara, emanetlere riayet etmek, güvenilir olmanın şartlarındandır: “Yine onlar ki, emanetlerine ve akitlerine riayet ederler.” (Müminun/8), “Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin.” (Maide/1) Emanet kelimesi çok kapsamlıdır. Hem ferdin, hem de toplumun omuzlarına yüklenmiş olan pek çok emanet vardır. Bunların başında da fıtrat emaneti gelir. Bir toplumda ortak hayat için konulacak temel kurallara herkesin bağlanması, güvenmesi ve dayanabilmesi için ahde vefa ve emanete riayet prensibi zorunludur. [1] Allah, verilen sözlere riayet edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çü...

İNSANLARI AFFETMEK

  İnsanları Affetmek Affetmek, insan için erdemli bir harekettir. Bunu başarabilen insanların sayısı ise son derece azdır. Affetmeyi bilmek affedilmeyi hak etmek anlamına da gelir. Allah Kur’an’da, insanları affetmenin ne kadar erdemli bir hareket olduğunu bize bildiriyor: “Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.” (Şûra/43) Allah’a itaatte çekilen sıkıntı fazla ise, verilecek sevap da o oranda artacaktır. Öfkeyi yenmek de bu türden bir harekettir. İnsanları en çok sinirlendirenler cahillerdir. Çünkü onlar, ilerisini düşünmeden dengesiz hareketler ortaya koyarlar ve insanları sinirlendirirler. Allah Kur’an’da bunlara karşı da bizi uyarıyor: “Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”(Araf/199) Ayetteki “huzi’l-afv”ın anlamı ‘insanların eylem ve tavırlarından sana kolay geleni seç; insanların sırtına gereksiz yükler yüklemeksizin işleri onlar için kolaylaştır ve onlar için çok zor olacak çabaları onlardan isteme’ ...

ÖFKEYİ YENMEK

  Öfkeyİ Yenmek Öfkeyi yenmek, zarar gördüğü kimselere karşı kudreti bulunduğu halde intikama kalkışmamak ve hatta hoş olmayan bir hal göstermeyip hazmetmek ve sabretmektir. [1] Allah Kur’an’da, öfkeyi yenmeyi müminlerin özelliklerinden biri olarak zikretmektedir: “Onlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.” (Al-i İmran/134) Gazap, organlarda istemsiz olarak ortaya çıkan bir durumdur. Gayz ise böyle değildir. O isteğe bağlıdır. Gazap Allah’a isnat edilebilir ama gayz isnat edilmez. Ayette geçen durum ise, insanların, içlerinde dolan öfkeyi yenip, intikam almaktan vazgeçmeleridir, [2] içleri öfkeyle dolduğu, onu da uygulama imkânları olduğu halde hayata geçirmemeleridir. [3] Mümin olmak beraberinde bir sorumluluğu da gerektirir. Mümin kişi, düşünmeden hareket etmez. Bir harekette bulunurken ilerisini düşünerek davranır. Çünkü o, yaptığı hareketi Kur’an çizgisine oturtmaya çalışır. Akıl sahibi in...

ÖLÇÜ VE TARTIYI TAM YAPMAK

  Ölçü ve Tartıyı Tam Yapmak   Toplumdaki huzursuzlukların pek çoğunun kaynağı ölçü ve tartıyı tam yapmamaktan kaynaklanmaktadır. Namaz kılmak, oruç tutmak nasıl Allah’ın emriyse “Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin.” emri de Allah’ın emridir. Allah’a iyi şekilde kulluk edebilmek için işlerimizi düzgün ve kurallarına uygun yapmak gerekir. Hele ki gelip geçici dünya hayatının menfaati için işlerimize hile karıştırmayalım. Doğruluk ve adaletle hareket eden insanlar olalım. Bizi bekleyen bir hesap gününün olduğunu unutmayalım. Ölçü ve tartının tam yapılması bir toplumun ahlaki yapısının en bariz göstergesidir. Çünkü ölçü ve tartıyı tam yapmak kişinin ahlaki yapısını test etmeye imkân sağlar. Ölçü ve tartıyı tam yapan kişi insanlara da değer veriyor, kul hakkına önem veriyor, helal para kazanmak, başkalarına eziyet etmemek de istiyordur. Allah Kur’an’da ölçü ve tartı da hile yapanları sert bir şekilde uyarmaktadır: “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline. Onl...

DİN ANLAŞILIR DEĞİL Mİ?

  Dİn anlaşılır değİl mİ? İnsanların zihinlerinde dinin yeterince açık ve anlaşılır olmadığına dair bir düşünce vardır. Bu düşünceyi dillendirenlerin büyük çoğunluğu dini öğrenmek için okuyup araştırma yapmış değildir. Bazı insanlar Kur’an’ı bir kez olsun okumadan Kur’an hakkında türlü zanlarda bulunurlar. Sanki okuyup anlaması kendi görevi değilmiş gibi Kur’an’daki bazı konuları farklı anlayıp yorumlayan hocaları bahane ederler. Kayda değer bir inceleme yapmadan, dinin yeterince açık ve anlaşılır olmadığını düşünen ve bu sebeple dine ilgisiz kesilen insanların günlük hayatta nelere ilgi duyduklarına şaşarsınız. Örneğin kamuoyunu dalgalandırıcı bir haber çıksa onunla ilgili daha detaylı bilgi edinmek için sorup soruştururlar. Ünlüler hakkında bilgiler edinirler. Hangi kıyafetlerin hangi mağazalarda kaç fiyata olduğunu bilirler. Yani kısacası insanların büyük çoğunluğu etraflarındaki gerekli gereksiz her şeye karşı yoğun bir merak içinde yaşarlar. İnsanlar, Allah’ın mesajını d...

NASIL SÖMÜRÜLÜYORUZ?

  NASIL SÖMÜRÜLÜYORUZ?   Müslüman toplumlar sistematik bir biçimde, dini ve politik popülizm uyuşturucularına maruz bırakıldıkları için, dünyada ne olup bittiğine dair, pek çok hayati sorular soramıyorlar.   Bu soruları sormadıkları için sınır tanımayan bir teslimiyetçilik ve konformist bir zihniyete sahipler. Müslüman toplumlar iktidarlar tarafından yürütülen duygusal sömürgecilikler aracılığıyla bu zihniyete mağlup oldu.   İslam’ın geleceğini rüyalarla, kehanetlerle açıklamaya çalışmak, bugün, çok etkili mistik bir geleneğe dönüşmüştür. Dini motifleri (ezan, Kur’an, başörtüsü) araçsallaştırarak sürdürülen duygusal sömürgecilik Müslüman kitleleri bilinç alanlarından uzaklaştırarak dünyaya ve tarihe sağır ve kör hale getirmiştir.   Teslimiyetçilik ve muhafazakârlıklar, İslam toplumlarının entelektüel ufkunu kapattı. Emperyalist sömürgecilik karşısında, İslam toplumları bir direniş iradesi ortaya koyamadılar. Müslümanlar entelektüel bir tarih ve siyas...